Nevim Karahan-Kücük Ayakkabilar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Nevim Karahan-Kücük Ayakkabilar

Mesaj  Admin Bir Perş. Haz. 24, 2010 7:13 pm

Bir yudum sıla çekmek içime, rengine toprak karışmış, aşk gibi, sevda gibi, hayatın nefesi, suyun akışı, yağmurun dili gibi Ege’den Karadeniz’e. Onca yol, ana ocağına, içimde kokuşmuş hasreti bitirmek, söndürmek şu yangını, bahara ermek Nisan olmak gibi. Her kilometrede eskitmek için hasreti yeşile batırmak. Her kilometrede ağaç boylarının yükseldiği, gölgelerin koyulaştığı Karadeniz’e, bir bakış kuşların gözlerinden sılaya, köyüme, özüme.

Zonguldak sınırlarından girince, içimde bir çocuk uyanır her defasında, her defasında Çaycuma’ya yakın Perşembe levhasını görene dek tutarım aklımı, tutarım dileklerimi nişan alıp yıldızlara. Sonra bırakırım çocuk gözlerimi yeşile, canan gibi ah iki gözüm, uzanır boylu boyunca seyreder güneşi, güneş damlar eteklerine.

Sandallar Köyüne geldiğimi mezarlıktan anlarım, mezar taşlarında gezinirken gözlerim artık gelmişimdir toprağıma, tanırım kokusundan hasretliği. Kirpiklerime değer birkaç kavak ağacı, bakışlarım kaçmaktan utanır. Gözlerimin bulutlarını susturup; dedeme, babaanneme, amcama, kızlarına, sevdiklerime duamı okurum anılarımı avuçlarımda bırakıp. Duam bitene kadar yakmadan avuçlarımın içinde bekler anılarım. Ölümler hep ‘keşkeler”in hüznünden acıtmaz mı adamı, bende acırım ta derinden.

Krandan dönünce Kadirefendioğlu Mahallesine, bacamızda dumanı göremeyince!.. Uyuyordur anam, sabah ezanı okunur birazdan, kalkar namaza, duasında yetişirim, habersizdir gelişlerim. Ah anacığım ah! İçimde derinden bir sancı, bir ah, bir eyvah! Namı-diyar Tekne Eyüplerin sacak üzerinde kara tencereleri kaynamaz olmuş. İs kokulu, köy kokulu ocağın yerini tüplü, süslü ocaklar almış. Çocukluğumda sevdiğim bu ocakların bu kadar soğuk bu kadar duygularıma uzak olacağını tahmin edemezdim. Somun ekmek diye ağladığım, anamı üzdüğüm günlerde, kara saç üzerinde pişen o esmer ekmeği bu kadar özleyeceğimi tahayyül edemezdim. Bilemezdim köyümün çamurunu bile böylesi özleyeceğimi.

Anamın ilerleyen yaşını ilk defa geçen yaz fark ettim, ilk kez ölümden o gün korktum, ilk kez ölüm bu kadar mana kazandı bende ve o kadar da yakındı. Hayat güldü belki de halime. Ben köyümden çıktığımda yirmili yaşlardaydım ve ben her köyüme gelişimde sanki hep aynı yaştaydım. İlk defa geçen yaz anamla ilerleyen yaşımı hesapladım. Ben de şimdi anayım ve ben de anamı sılada bırakıp gurbete gittiğim yaşlardaydım.

Elleri öpülesi anacığım, odun taşıyıp ocak yakmaya gücü kalmamış, ocak sus kesilmiş. Ocakta alev olmayınca çocukluğum yetim kalıyor. Yılların hüznünü gizlediği yüzünün kırışıklığında anamı seyrediyor çocukluğum, içimde bir kız ağlıyor, bir kız yas tutuyor. Ateş yok ocakta, közlerine gömülmüş patatesler yok. Kara tencere atılmış tavana, pişmez içinde ana kokulu aş, içimde duruyor yitik bir telaş. Anamın kuvveti yetmiyor artık kölemez pişirmeye, çeviremiyor kepçeyi. Baharım kışa dönüyor, eteklerimde topladığım güneş üşüyor. Yıllar anamı sona doğru hazırlıyor, ben bir türlü aklımı hazır tutamıyorum. Ocak usul usul yıkılıyor, içimde bir şeyler yıkılıyor, hüzün üzerime yıkılıyor. İçimde çocuk bir ağlıyor, bir büyüyor, bir ölüyor, bir doğuyor, bir ölüyor, bir korkuyor, korkuyorum!..

Gözlerimden şımarık kız gitmiş, ben gitmişim sanki başka biri yorgun evimizin odalarında dolanan. Yabancıyım sanki ya da bu ev bizim değil. Sesimin yankılandığı duvarlar susmuş, çocuk gülüşlerim solmuş anamın aynalarında. Aynalara bakınca, evden ayrılıp giden yüzü güneş lekeli kız yok. Büyük şehirlerin güneşten mahrum gölgelerinde lekeler azalmış, hasret çoğalmış, dudaklarım hüzün büyütmüş. Büyümüşüm. Gözlerim aynı dursa da, alnımda çizgilerim derinleşmiş. Saçlarımı taradığım taraklar kırık. Oysa saçlarım kaç zamandır taranmaları özlüyor lakin illa ana eliyle. Köşeden sedir kalkmış, sobanın arkasındaki minderim de kaldırılmış. Çocukluğuma taht kuran bir şeyler arıyorum… Anama sarılıp ağlıyorum, anam hiç azalmamış, anam kendini yavrularına çoğaltmış. Yüzü düşüyor yere utanıyor kıt selamım.

Evin önündeki tırmanmaya çalıştığım ağaçları kesmiş babam, arkadaki salıncak kurduğum ağaçlar da yok. Görünce öksüz bahçemizi, sanki çalınmış çocukluğum, kesilip atılmış kolum kanadım. Anlatsam şimdi bunu babama, anlar mı? Ana! Sen beni anlarsın, sen beni fark edersin, sen kızını bilirsin… Anla beni, bil ana!

Her şey değişmiş, mevsimler bile, güneş bile yüzünü ekşitmiş. Eskimiş evlerin duvarları, bazıları yıkılmış viranedir ahırları. Balkondaki çiçekler kaç saksı değiştirmiş, kaç renk çiçek açmış, kaç kış ayazlara boyun bükmüş. Kapının önünde duran küçük ayakkabılarım yok artık, numarası büyümüş, şekli bir başka olmuş… Oysa küçük kırmızı naylon ayakkabılarımı çok severdim. Naylon ayakkabıdan silah lastik ayakkabıya terfi ettiğim günü hatırlıyorum da, ah ne çok sevinmiştim, anam gibi giymiştim, anam gibi yürüyordum, anam gibi gülümsemiştim. Ben anam gibiyim… Gözlerimdeki hüzün yerinde, içimdeki küçük kız hala hüzünle pencereden serçeleri izlemekte ve en güzeli anam yine aynı sevda ile bakıyor çocukluğumdaki gibi. Yıllara inat hala küçüğüm onun yanında, büyüyen bedenime inat kanatlarım çocuk hala ve yaslı anama.

Anacığım… ne olur başımın dizindeki izini kaybetme, bileyim, sıcak tut yerimi… Saçlarımda gezen parmaklarını sakın bıktırma. Ben kocaman kadın da olsam… hala senin çocuğunum, oyuncaklarımı kırıp yine başım önde sana gelirim. Küçük kırmızı ayakkabılarım vardı tavan arasında... Anam attın mı onları da!


Nevim Karahan / İzmir
avatar
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 147
Kayıt tarihi : 02/04/10

Kullanıcı profilini gör http://persembeliyim.eniyiforum.org

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz